Türkiye ’nin demokrasisi geriye gittikçe işçi sınıfının hesaplı haklarında da gerileme yaşandığı tarihin öğrettiği bir hakiki. İktidarın OHAL ’le birlikte demokratik hak ve özgürlükleri askıya alarak yönetmeyi sevdiği ve bunu uzun bir süre devam ettireceği artık açık. Bu süreçte emekçilerin haklarına yönelik yeni saldırılar olması da kaçınılmaz. Batı ile gerilim çıkarmaya hevesli görünen ve Batı ’nın demokratik yargı ve özgürlükler konusundaki taleplerine ‘boyun eğmez ’ hükümet, idareli meseleler ve emekçilerin haklarının tırpanlanması laf konusu olduğunda tanıdık olmayan sermayenin taleplerini gerçekleştirmek konusunda ise bir öyle azimli. Fakat işçi sınıfı ve emekçiler, ayağa kalktığında yalnızca kendi idareli sosyal haklarını değil, ülkenin demokrasisini de kurtarabilecek yegâne zorlama. 40 yıldır sendikal uğraş içinde olan DİSK Genel Başkanı Kani Beko ile kiralık işçilik, kıdem tazminatı fonu, bireysel emeklilik gibi sınıfı yakından ilgilendiren konuların yanı sıra memleketin demokrasi meselesini de konuştuk.
– AKP iktidarının 15. yılında işçi sınıfının durumu nedir?
AKP iktidara geldiğinde Millet Yönetimi Esas Kanunu ’nu çıkararak devlet işletmelerinin neredeyse tamamını özelleştirdi. Buralarda kadrolu, dört ikramiye alan, sendikası olan bir milyona yakın işçi vardı. Çok karşı koymamıza rağmen maalesef durduramadık. Daha Sonra şekere, tütüne, pamuğa kota getirdiler. 3.5 milyon köylü şehre akın etti. Kotalar yüzünden, Sümerbank ve Tekel fabrikaları arsa fiyatına satıldı. Hava, deniz ve karayolları gibi stratejik işletmelere yabancı anapara hâkim. AKP 2004 ’te 3.4 milyar dolarlık şartlı bir kredi aldı Dünya Bankası ve IMF ’den. Bu kredinin temelinde de eğitimi ve sağlığı özelleştirmek, emeklilik yaşını 65 ’e dışında tutmak vardı. Artık ahali arzu sınırında yaşıyor ve olabiliyorsa 65 yaşında emekli olabiliyor. Ancak paranız varsa iyi bir eğitim ve sağlık durumu hizmeti alıyorsunuz. İhracat 100 milyar doları geçmiyor. İthalat ise 250 milyar doları geçmiş. Cari açık 100 milyarın üzerinde seyrediyor. Cari açık işsizliktir, açlıktır, sefalettir, üretimden kopmuş bir Türkiye ’dir. Son yıllarda 1070 ’in üstünde sanayi cereyanı alan KOBİ ve fabrika şalterlerini indirdi. Geçmişte yaptıkları ihracatı bugün yapamıyorlar. 15 ülke ile hesaplı ve siyasi anlamda sorunlu bir ülkeyiz. KHK ’lerle her gün bir yerde işçileri işten atıyorlar. Sadece 2017 ’de 1970 emekçi, iş cinayetlerinde öldü. 56 ’sı çocuk bunların. 2 milyona yakın çocuk tehlikeli ve güvenli olmayan işyerlerinde çalışıyor. Önceki Başbakan Davutoğlu, önce bize sonradan da alanlarda halka taşeron işçilere kadro sözü verdi fakat iktidar bu sözü tutmuyor.
Amele pazarı gibi
– KOBİ ’ler tasfiye ediliyor, köylülük tasfiye ediliyor… Bu, tekelleşmenin artması anlamına mı geliyor?
Tam bir kaba kapitalizm bu. Birçok ülke küresel sermayenin kendi ülkelerinde istihdam yaratacağını düşündü lakin o kadar olmadı. Emperyalistler kendi ülkelerinde ürettiklerini ihraç etmeye devam ettiler. Türkiye ’de de yerli sermaye yabancı sermayeyle rekabet edemez konuma geldi. Bir AVM ’ye gidin, yalnızca yüzde 5 yerli malı bulabilirsiniz.
– Milli sermayenin desteklenmesi ve korumacı bir ekonomi mi öneriyorsunuz?
Bu savaş politikalarını, dış politikayı gözden geçirerek 15 ülkeyle olan sorunlarımızı düzeltmeli ve onlara ihracat yapmalıyız. İhracat yapamazsak istihdam daralacak. 1 milyonu üniversite mezunu elde etmek üzere 7 milyon işsizimiz var. Hükümet bu konuları masaya yatırmazsa işsiz sayısı 10 milyonu bulabilir. Hem, bırakın şimdi taşeron, sözleşmeli, mevsimlik işçiyi, bizi bekleyen büyük bir risk var. Hükümet 2011-2012 yıllarında 6.8 milyar dolarlık bir kredi daha aldı. Milli İstihdam Taktik Kredisi idi bunun adı. Bu stratejinin içerisinde kıdem tazminatlarını kaldırmak ve kişisel emeklilik fonuna belirlemek var. Keza elastik alıştırma, özel istihdam büroları, evden çalışma ve tele alıştırma sistemi. Bugün tam faaliyette olmayan 300 ’ün üzerinde özel istihdam bürosu var. Kiralık emekçi yasası geçtiği dönemlerde biz büyük bir muhalefet yaptık. Kiralık işçinin sendikası olmaz, kıdem tazminatı olmaz, 8 aydan fazla çalışamaz, işsizlik fonundan faydalanamaz, emekçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamı içinde olamaz. Önümüzdeki yıllarda 6.5 milyona yakın kiralık emekçi olacak.
– Kiralık işçilik nasıl işleyecek?
Bir işyerinde bir bayan işçi doğum yaptı diyelim. Siz telefonla bu özel istihdam bürosundan bu kadının yaptığı işin devamı için azami 8 ay süreyle kiralık emekçi çalıştıracaksınız. Senelik izne çıkanlar, hasta olanlar için kiralık işçi çalıştırılacak. Patronlar işçileri atıp yerine kiralık işçi alacaklar. Sizin burada ne vergiyi, ne sigortayı, ne sendikayı takip etmeniz, denetleme altına almanız mümkün. Amele pazarından alınan işçilerin sigortası var mıydı? Bu zihniyet Türkiye emekçi sınıfını 40 yıl geriye götürecek. CHP, AYM ’ye başvurdu. Bizim kullanım hakkımız olmadığı için bu başvuruya destek verdik. Bu bir insan ticaretidir. İnsan ticareti iç hukukta da milletlerarası hukukta da yasaktır. Gel Gör Ki 16 Nisan anayasasına kadar AYM üyelerinin büyük bölümünü Cumhurbaşkanı atıyor. Cumhurbaşkanı AKP ’li, yasayı çıkaran AKP. Bu AYM ile kiralık işçi yasası iptal edilir mi? Kıdem tazminatı düzenlemesi de bunun gibi milletlerarası sermayenin talebi.
Kıdemi yedirmeyiz!
– Batı ’ya kafa tutan, ‘ey Amerika, ey Batı ’ diyen söylemin aşağıda teslimiyet mi var?
Milletlerarası sermaye şunu diyor: ‘Türkiye ’ye geliriz, fabrikamızı kurarız, sigorta primlerini, vergimizi öderiz ancak işçinin kıdem tazminatı ile uğraşmayız. ’ Bu 2 sene önce birincil gündeme geldiğinde 40 ilde eylem yaparak durdurmayı başardık. Ama bugün yeniden gündemde.
– Niye karşısınız kıdem tazminatı fonu kurulmasına?
Türkiye ’de kurulan tüm fonlar başarısızlıkla sonuçlandı. Fakir fukara fonu, tasarrufu Özendirme Fonu şaibeli, Konut Edindirme Yardımı, İşsizlik Fonu… Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı iken işsizlik Fonu ’ndan karayollarına 25 milyar lira aktarmış. Bir pek da sigorta prim teşviği diye patronlara verilmiş. Esas insani ihtiyaçlarını giderebilecek bir ücret alması gereken işçilere fondan ödenen ücret ise yalnızca 11 milyar lira. Yarın kıdem tazminatlarını kişisel emeklilik fonuna aktarırlarsa yine hedefi dışarıda kullanılacak bu paralar. Ben çoktan söyleyeyim. Bireysel Emeklilik Fonu için 19 müteahhitle altyapı hazırlıkları var. Bireysel Emeklilik fonunda biriken kaynakları doğrudan Kanal İstanbul projesine aktaracaklar.
– Bunun yasal bir altyapısı var mı?
Bu böyle olacak. Şili ’de 1973 yılında faşist Pinochet darbe yaptıktan sonradan birincil yaptığı şey, kişisel emeklilik fonunu hazırlamak oldu. Şimdi Şili ’de emekliler özlem sınırının aşağıda yaşıyor. Bugün bireysel emeklilik fonu için 1 Nisan ’da 4 milyona yakın çalışan kapsama alındı. Yasa gereği 2 ay içinde bunlar fondan ayrılabilir. Ben tekrarlıyorum. Kuşkusuz kimse kişisel emeklilik fonuna girmesin.
– Kıdem tazminat fonunun kurulmasına aleyhinde ne yapacaksınız? Planınız nedir?
Kıdem tazminatı olmayan işçinin meslek güvencesi olmaz. Bedeli ne olursa olsun leş kargalarına kıdem tazminatlarımızı yedirmememiz gerekir. 7 Haziran ’da tüm bölgelerde kitlesel basın açıklamaları yapacağız, gerekirse genel grev yapacağımızı bildiri edeceğiz. Gel Gör Ki bu sadece DİSK üyesi işçilerin, hatta sadece Türk-Iş ve Hakİş üyesi olan işçilerin de sorunu yok, 15 milyon işçinin sorunu.
– Bu işçilerin kaçı sendikalı, kaçı DİSK ’e aza?
Bugün 1.5 milyona yakın sendikalı işçi var ancak toplu meslek sözleşmesinden yararlanan işçilerin sayısı 1 milyon. Bizim aza sayımız 200 bin. DİSK olarak sendika üyesi olmayan fakat mağdur olacak tüm işçileri örgütlemek ve eylemlere katmak görevimiz var.
– Türk-Meslek ve Adalet-Iş ’in hükümete yakın politikaları var. Güveniyor musunuz onlara?
Türk-Iş ve Hak-Iş genel başkanlarına ‘Bu bizim son kalemiz. Ortak çaba etmemiz gerekir ’ dedim. Kendi aralarında de değerlendirecekler. Tabandaki işçiler ve bazı sendikalar mutlaka kıdem tazminatı ile ilgili mücadeleden yana.
– Kıdem tazminatı alamayan işçilerin olduğu da bir gerçek, yok mi?
1475 sayılı Meslek Kanunu ’na şu düzenlemeler eklenirse sorun biter: “İflas nedeniyle ödenmeyen kıdem tazminatını devlet ödesin ve işverenden haciz aracılığıyla tahsil etsin. İflas halinde bankaların, devletin değil işçilerin alacaklarının ödenmesi öncelikli ve imtiyazlı olsun. Bir gün çalışana bile kıdem tazminatı ödensin. Kıdem tazminatı ödemeyen patrona ağır yaptırımlar getirilsin. ’ Bunu yapın, fona lüzum kalmaz.
Yeni bir anayasa için çalışmaya başlamalıyız
– CHP ’nin ve öteki kesimlerin 2019 seçimine yeni tüzük önerisi ile gitme projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP, HDP, MHP ’nin bir bölümü, Birleşmiş Haziran Hareketi ve sosyalistler, iktidara aleyhinde omuz omuza hareket etme haricen şansımız değil. Müşterek bir aday muhakkak çıkacaktır. Hayır cephesindekilerin bir araya gelip özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik, laik, sosyal bir tüzük hazırlıklarını yapmamız gerektiği inancındaydım. Mevcut antidemokratik anayasa 80 milyon vatandaşın hiçbir zaman anayasası olamaz.
– Emekçi sınıfı niye ağırlıklı olarak AKP ’ye oy veriyor?
Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir şey bu. Bunun en kayda değer nedeninin solun halkı örgütleme amacından vazgeçmesi olduğunu düşünüyorum. 80 ’den önce gençlik ve sol gece gündüz bunun için uğraşırdı. 80 darbesinden sonradan cezaevine giren, değerinde ödeyen anne- babaların çocukları yeniden bu bedeli ödememek için siyasetten uzakta durdu. yine de Gezi Direnişi ’nin olduğu bir ülke burası. Bir toparlanma aşaması ben görüyorum.
İnsanlık direniyor
– Sosyalizme inancınız sürüyor mu? Işçi sınıfı bir gün iktidar olabilecek mi?
DİSK ’te Kemal Türkler ve arkadaşlarının ilkeleri devam ediyor. Bu bir uzun yürüyüş. Ben 1 Mayıs ve 50. kuruluş yıldönümü konuşmalarımı ‘Kahrolsun faşist diktatörlük, yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm ’ diye noktaladım. Mutlaka bir gün bu ülkede denklik, özgür, demokrasi, barış ve kardeşlik mücadelesi verenler iktidar olacak. Emekçi sınıfının verdiği mücadeleyi hiçbir vakit hafife almamak lüzumlu. Türkiye ’de bir nefret edilen şey imparatorluğu var ama bu baskı ve teröre karşı ırk hâlâ direniyorlar.

25 ’in üstünde toplu cinayet yaşadık
– DİSK eski gücünden fazla uzaktan. Sendikaların zayıflamasının nedeni ne?
80 öncesi nüfus 40 milyon iken DİSK ’in 500 bine yakın üyesi vardı. Faşist cunta darbe yaptığında başkanımız Abdullah Baştürk ve 52 yöneticimiz idamla yargılandı. On binlerce üyemiz tutuklandı. Cunta dönemin Türk-Iş Genel Sekreteri Vefalı Şide ’ye sendika, grev ve toplu işten çıkarma kanunlarını hazırlattı. O kanunlar sendikaların belini büktü. Üyelik için minimum ücretin üçte birini notere vermesi gerekiyordu işçilerin. Bu DİSK ’e karşı hazırlanmış olan bir yasaydı. Biz 1992 ’de bitmiş açıldığımızda 45 gün içinde çoğu sendikamız barajı aşma becerisini gösterdi ve küllerinden baştan doğdu DİSK. Bugün Türk-Iş ’i devlet, Hak-Iş ’i hükümet, DİSK ’i ise işçi destekliyor.
– Sendikaların yeni örgütlenme modelleri geliştirememesi, sarı sendikacılık ve sendika ağalığı da sendikaların zayıflamasında manâlı bir rol oynamadı mı?
Bunu söyleyenlerin haklı gerekçeleri elbette var. Ancak DİSK ’e tabi sendikalar işçilerin onayı olmadan hiçbir toplu meslek sözleşmesi imzalamaz. Şimdi DİSK ’e tabi Birleşik Metal-Iş ’in verdiği mücadeleyle Türk-Iş ’in Türk Metal-Meslek sendikasının tutumu bir mi? Bu sendikanın bugüne kadar işçinin ekonomik, demokratik, sosyal hakları ile ilgili uğraş ettiğini görmedim.
Zorlama, zorlama, baskı…
– OHAL ’e karşı DİSK de KESK de pek bir şey yapamıyor.
OHAL ’e gürültüsüz kaldığımız söylenemez. Takdir edersiniz oysa, cumhuriyet tarihinde olmayan şeyler ülkemizde yaşandı. 25 ’in üzerinde katliamla karşısında karşıya kaldık. Ankara ’da 10 Ekim 2015 ’te Emek, Barış, Demokrasi mitingi organize ettik ve bomba patlatarak 100 arkadaşımız katledildi. İstanbul ’da Sultanahmet ’te, Diyarbakır ’da, Güvenpark ’ta, Bakanlıklar ’da, Suruç ’ta oldu. Eskisi gibi arkadaşlarımızı yürüyüşlere, mitinglere konsantre etmekte zorlanıyoruz. Herkes bir can taşıyor. Bu sene da OHAL bildiri edildiği günden bu yandan KHK ’lerle 150 bine yakın kamu çalışanı ihraç edildi. 85 belediyede kayyım var, 11 milletvekili tutuklandı. 1500 ’ün üstünde DİSK üyesi ihraç edildi belediyelerden.
– İhraç edilen Nuriye ve Semih özlem grevine cezaevinde devam ediyor. Yüksel ’de boyun eğmez Veli Saçılık da sendikalardan şikâyetçiydi. Sizin oraya desteğiniz niye olmuyor?
Türkiye ’de çoğu bölgede arkadaşlarımız basın açıklamaları yaptı. Yüksel Caddesi ’ne de KESK, TTB, TMMOB daima birlikte koordineli biçimde yaptık. Fazla da yalnız bırakmadılar. Fakat şöyle bir şey var. Türkiye ’nin her yerinde dehşet sorunlar var. Soma ’da sendikamıza aza olan arkadaşlarımızı DİSK ’deri istifa ettirdiler. Zorlama, zorlama, baskı…
– Oysa herkes e-devlet üzerinden bir dakikada sendikaya aza olabilir.
Kolay yok. Bir üniversite rektörü bizi bir sempozyuma misafir etme etti. Üniversiteden çıkıyordum, işçiler yanıma gelip DİSK ’e abone olmak istediklerini söylediler. 1500 işçi aza oldu bize orada ama aynı rektör işçileri baskıyla istifa ettirip yandaş bir sendikaya üye yaptırmış. Bunu tekrar yaşıyoruz. Devlet işletmelerinde DİSK niçin değil? THY ’de, Karayolları ’nda, Deniz Yollarında, Tekel ’de, Şeker ’de, Sümerbank ’ta biz olsaydık buraları sattırmazdık.