‘Daimi hiçbir şey değil ’
50-100 sene sonradan “Yeni Osmanlıcı retro-fütürizm” diye andıkları bu akımdan geriye ne kalacak peki? Mimar Sinan Logie belirli değil:
“Gezerken yeni inşa edilmiş, Selçuklu, Osmanlı taklidi minik detayları olan imam konuşmacı liseleri gördük. Mimari kimlik ardından kimi binalar var. Lakin sonuçta böylece kalitesi olmayan, basık tavanlı, LED aydınlatmalı mekânlar… Kimsenin 50 yıl sonra bunları korumalıyız diyeceği bir nitelikleri değil maalesef. Bu dek enerji tüketiliyor, daimi hiçbir şey değil. Doğrusu bir kafa karışıklığı var. Mimarlığı sadece cephede yapılan dekorasyona indirgeyen bir hitabe. Mimarlık, kompleks çoğu parametreyi bir arada tutan bir sanattır fakat. AKP gibi ‘Kültürümüze sahip çıkalım ’ gibi söylemlerden yola meydana çıkan, muhafazakâr bir partinin bu kadar yok edici bir şehir politikası yürütmesi şaşılacak. Üretilen şehirsel alanlar veya mimari gayet ikinci derslik Avrupai mimari özellik taşıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa ’da çabucak konut stokunu artırmak amaçlı politikalardan farkı yok. Buradaki iklime, sosyal dokuya uygun şehir halkı mekânı üretmek gibi bir imkân vardı ve bu kaçırıldı maalesef. TOKİ ’ler ve kapalı sitelerden oluşan yeni şehir morfolojisi beni fazla üzüyor.”
Bir müddettir büyüyen bir coşkuyla hayata geçen İstanbul ’un fethi kutlamalarını abartılı bulabilir, manasını sorgulayabilirsiniz. Gel Gör Ki 1453 hafriyat kamyonlu fetih kutlaması… İşte bu, işin ironisi yerine getirmek isteyenin deha aklına gelmeyecek hakikatte bir akıl. İstanbul, inşaatla “fethediliyor” çünkü.
Türkiye, İstanbul ’dan ibaret değilse de, sadece ekonominin atardamarı olmasıyla zeka onsuz diğer bir Türkiye tasavvur etmek gerekir. Bu, tarihsel birikiminin ötesinde makro siyasetin vitrini olması hakikatini de getiriyor. Misal tercih öncesi, planlanan üçüncü köprünün yahut Kanal İstanbul gibi “deli” kentsel bir projenin yer aldığı bir billboard ’un, arasında binlerce kilometre olan başka bir kentin caddelerini süslemesi acayip gelmiyor. Gelmediği gibi, merkezi hükümetin “çalıştığını” dikkat çekici etmesiyle işleyen de bir siyaset malzemesine dönüşebiliyor. İstanbul ’un şehirsel dönüşümü de kimsesiz kentin meselesi olmaktan çıkıyor böylelikle.
Dünya üstünde benzer dengesiz artma sorunları yaşamış metropoller mevcut fakat makrosiyasetin bu dek rehin aldığı başka bir metropol var mı? Antropolog Yoann Morvan olmadığı görüşünde; bulundukları ülkelerin markasını taşıma açısından İstanbul ’u diğer metropollerden ayırıyor. Turistik ve ticari çekiciliğinin kenti bir vitrine, stratejik bir gerece dönüştürdüğünü, AKP ’nin politikalarını sınamak açısından bir cins laboratuvar olageldiğini düşünüyor. Tüm bunları ihtisası mimarlık üstüne olan Sinan Logie ile birlikte hazırladıkları “İstanbul 2023” (Iletişim Yayınları) isimli kitapları vesilesiyle konuşuyoruz.

Kitabın durakları…
“İstanbul 2023”, İstanbul ’un dönüşümünü AKP ’nin şehir halkı politikaları üzerinden okuyan bir kitap. AKP ’nin 2023 hedefinin girdabında kenti, yeni çeperlerinden, dönüşümün katmanlarını akıcı ayıklamaya olasılık tanıyacak anlamlı noktalardan izlemişler. Haliç ’ten görünen neoliberalizme ve yeni Osmanlıcılık etkilerine odaklanarak AKP ’nin siyasi kaynaklarıyla su kaynaklarına ayna anda bakıyorlar. Arnavutköy ’ün göç tarihine inerken paleolitik çağdan kalma Yarımburgaz Mağarası ’ndan çıkıyorlar. TOKİ tipi kentleşme için Başakşehir laboratuvar gibi. TOKİ ’lerin “çitleri”, sınırlarını dünyanın geri kalanından ayırmış diğer sitelere götürüyor onları. Silivri Hapishane, bir “sermaye fantazmagoryası” olarak Mall of İstanbul, “Yeni sultanın makro bölgesi” olarak geçen üçüncü köprü yolu, Kanal İstanbul hattı, dev bir yatakhaneye benzettikleri Ataşehir, Aydos Tepesi ’nden görünen şehir, kitabın duraklarından.
Logie ve Morvan ’ın tanıştıkları 2012 ’den beri azami yaptıkları şey büyük kasaba yürüyüşleri. Kimi zaman günde 35 kilometre kat ederek, mümkün olabildiğince göz hizasından, tanışarak, konuşarak bu kitabı planlamak da tercihleri olmuş. Gezdikleri bir mahallenin çöp kutularına bakmak deha bir bilgi çünkü. Bu esnada onlara adamakıllı yolunu kaybetmiş turist muamelesi yaparak kırık İngilizceyle Sultanahmet ’i tarif edenler de çıkmış, casus olduklarını sananlar da. Ancak çoğunlukla pozitif bir duyguyla sonlandırmışlar yürüyüşleri.

Büyük Kasaba mobilyası TOMA
Kamusal alanları sınırlı, hatta hiç olmayan “yaşam alanlarının” tecrit duygusunu, tüketime odaklı sosyalleşme biçimlerini, bir sürü açıdan çirkinleşen bir kenti anlatıyorlar. Oy tercihleri odur ya da budur, sonuçta buralarda yaşamayı seçen bir dolu insan var. Onlar mutlular mı?
“İnsanların mutlu muyuz diye soracak halleri değil veya bence mutluluk nedir bilmiyorlar” diyor Sinan Logie. “Son derece seri kentleşmiş bir ülkeyiz. Yüzyılda yüzde 12 ’lik şehir halkı nüfusundan yüzde 80 ’inin, 90 ’ının kentlerde yaşadığı bir ülkeye geldik. Her şeyi karalamak istemiyorum. Çabuk adapte olabilen, marifetli bir toplumuz. Ancak kendimce bir bilinç eksikliği var ve bu büyük inşaat gruplarının pazarlama sistemi çok gelişmiş. Aslında bir model dayatılıyor. Irk hangi alıcı binada, nasıl bir şehirde yaşarsa mutlu olabileceklerini farkında olan değil. Dizilere kadar bu model dayatılıyor; hoş kızın yakışıklı sevgilisi güzel arabasıyla onu kapalı sitesinden alıp Boğaz ’a götürüyor ve evlilik önerge ediyor. O yeni ve paketlenmiş alıcı kimliğinin hepsi Başakşehir modeli üzerinden az kalsın başarıyla satılıyor bu vesile ile.”
Kötümserlik…
2023 ve sonrasında İstanbul ’u bekleyenler konusunda karamsarlar. Başta bugün hiç gözetilmeyen su kaynakları meselesi şehri zorlayacak. Kanal İstanbul gibi büyük, akıldışı projelerin doğada yıkım özelliğinde sonuçları İstanbul ’u bekliyor. Logie üstelik daha bugünden şehirsel mobilya haline gelmiş TOMA ’ları anıyor. “Her kamusal alanın bir Akrep ’i, TOMA ’sı var bundan böyle. Toplumunu yoklama etmeyi seven bir iktidarın şehri oldu İstanbul. 2023 ’te de özgür hissinin azalacağı, insanların İran gibi daha çok kendi evlerinde ziyafet alanları yaratacağı bir İstanbul olabilir. Yaşaması da gitgide daha pahalılaşacak” diyor.